kavram ayrımı

internet ve sosyal medya kullanımına dair kısa bir kavram ayrımı yapalım

şüphesiz ki insanın en büyük yeteneği her türlü durumu, nesneyi , veriyi ve daha fazlasını kendi lehine yontmasıdır. tarih boyunca bu şekilde hayatta kalan insan için bu iki kavram arasındaki ayrım giderek önem kazanmakta, ayrımı yapamayan toplumlar ve insanlar arasındaki hayat kalitesi farkı bunalım, kültür şoku, içinden çıkılamaz buhranlar olarak geri dönmektedir.

internet var olduğundan beri çok farklı gruplar kültürler tarafından sahip çıkılmış, dağıtık yapısı desteklenmiş. herkesin kendi politik görüşüne göre eğip bükmeye çalıştığı bir yer haline gelmiş. bunun için arka planda onlarca teknik tanım, resmi tanım, günlük kullanım tanımları yapabiliriz. kaldı ki kimi yakın zaman eski dil kullanımında internet ve sosyal medya ayrımının yine bu şekillerde yapıldığını ya da ikisinin de sanki aynı anlamdaymış gibi kullanıldığını görürüz. fakat şahsi görüşüm bu kadar iç içe geçmiş bu iki kavramın ayrımının günlük ve teknik kullanımlarca yapılmayacağı, daha doğrusu hangisinin ne amaçla kullanıldığı teknik günlük tanımların da ötesinde, insanın yine ister toplumsal ister bireysel olarak her şeyi kendi lehine yontma yeteneğinde yani bireyin kendini dışa açması ve dıştan baskı alması olarak ikiye böldüğümü söyleyebiliriz.

eğer ego özgün, rahat ve özden dışa açılıyorsa, her türlü veri kaynak sayılıyor ve değerlendiriliyorsa bu kullanılan aracın ismi internettir.

eğer ego bunalımda. kişi baskı altında ve dıştan öze bir değişim diretiliyorsa ne yazık ki bu kullanılan aracın ismi sosyal medyadır.

her iki kavramın kullanımının artık birbirinden ayırt edilemeyeceği bu zamanda teknik veya günlük kullanımlarla üstte yapılan tanım dışında bir tanım yapmak durumu sadece daha fazla karmaşaya sürüklemektedir

güzel güneşli bir gebze gününden, kerem aydın, 16 mayıs 2026

daha anlaşılır olması için ertesi gün ek : bu kısa yazı diğer internet ve sosyal medya tanımlarını reddederek, iç içe geçmiş iki kavramın hangisinin kullanıldığının aslında varoluşsal bir durum olduğunu sosyal medya kullanırken de internetin kullanıldığını fakat aradaki farkın zihin ve vizyon farkı olduğunu öne sürmektedir

üretkenlik neden bitmez

ne yazık ki ekşi tat verse de artık yapay zeka gündelik konuştuğumuz şeylerden birisi oldu, ben bu yazımda o kısmı es geçip fakat bağlantılı bir şekilde neden olduğu başka bir konuyu konuşmak istiyorum

ürün üretmenin ve kullanıcıda karşılığını bulmasının sadece küçük ve büyük ölçekli olabileceğini ama bitmeyeceğini söylemek istiyorum. bunun nedeni de aslında çok fazla insan olması ve bu insanların her birinin aynı şeyler üzerinde spesifik farklı deneyimleri olabileceğidir. daha önce de alıntıladığım gibi “her özne ayrı bir dünyadır”

yani ben şu anda ingilizce kelime öğrenme üzerine bir uygulama geliştiriyorsam, bu ancak bazı spesifik insanların karşılığı ya da eğer büyürse çok büyük insan kitlelerinin de karşılığı olabilir. ama asla kimsede karşılık bulmayacak diyemezsiniz bu ve birçok ürün için. bu konuda sabit fikirli olan insanların dünyada gerçekten ne kadar fazla insan ve o kadar fazla insana has özel dünya olduğunu kabul etmekte bir sıkıntıları olabileceğini düşünüyorum

çok fazla insan çok fazla ayrı dünya demek
çok fazla ayrı dünya spesifik tercihler
ve spesifik tercihler de çok fazla ürün, üretici ve kullanıcı demek

niçe ve diğerleri

zerdüşt ile konuşuyorum. bu gerçekten güzel bir his. biraz niçe okuyunca insan niçe’nin neden niçe olduğunu anlıyor. neden bu kadar büyük olduğunu ya da popüler olduğunu (anlık değil ama filozof denilince)

tarih birbirinden etkilenen insanlarla doludur keza bilim de öyle. birileri üst taşı koyar sonrakiler devam ettirir. niçenin stirnerden etkilendiği söylentilerine ana konuymuş gibi girmeyeceğim, fakat bence etkilenmiş olsa dahi niçeyi niçe yapan başka şeyler var

zerdüştü okudukça yazacağım

tasdik kıskacında

26 yaşındaki kerem 14 yaşındaki kerem’e stirner diye birini tanıdığını söyleseydi bu gerçekten lisede gururlanacağım bir şey olurdu, çünkü ilk reddettiğim şey benim kim olduğumun ve yeteneklerimin tastiklenmesiydi. bu apaçık bir şekilde karşı tarafa kendini teslim etmek olurdu, aynı zamanda kendim gibi bir şeyin farkında olmayı geri çevirip yetenek sınırlarını karşındaki insanlara vermek olurdu.

tastiklenmeyi beklemek nasıl bireyi kıskaca alır?

en nihayetinde her şey ben gözümü kapatıncaya kadarsa, 8 saatlik uyku döngülerinde bile, hatta doğmadan öncesi bile bir siyahtan ibaret ise bu ben gözümü kapadığımda bir çok şeyin bittiğini gösterir, ister objektif olarak incelersin ister objektif olmayı da reddedersin. anlamı diğer her şeyden arındırıp kendine çektiğinde, ya da anlamı da reddedip her şeyi bir hiçe çektiğinde varabileceğin en uç köşeyi seni tasktikleyecek kişilere vermek özden gelen yeteneği kıskaca alıp karşıdakinin sınırlarına teslim etmektir. böylece birey kendine odaklanmaktansa karşıdaki kişinin gözüne girmek için birçok şeyi yapar.

fırsat maliyet?

dünyanın birçok yerinde değişmekle birlikte 4’er yıllık eğitim döngülerinde bunu bir fırsat bilmek maliyete oranla kendinden vazgeçmeyi getireceğinden pek de göz yumulası değildir

çanakkale’den, kerem aydın, 8 mayıs 2025

internet kurslarının birey kişiliğine katkısı üzerine

çok küçüklükten başlayarak okul, üniversite ve benzeri kalıpları kuralları olan yerlerden nefret etmemin en büyük nedeni zamanında belki mantıklı bir şekilde oluşturulmuş daha sonrasında güncellenmediğinden geçerliliğini yitirmiş fakat hala daha büyük topluluklarca desteklenen ve bireye dayatılan yapılar olmasından kaynaklıydı. bu yapılar zamanın ihtiyacını tespit edememiş. edemediği gibi artık ibadetleşmiş, internet devrimi sonrası tamamen geçersiz kalmış ve bireyin önünü dinsiz dindarlıkla kapatan (dinsiz olsa dahi din ibadetleri yerine geçen bir yapıya bürünmüş, sorgulamaktan uzak) bir hale gelmiştir. bu kısım benim için herhangi şüphe arz etmiyor fakat konuyu daha sonra kitap olarak ele almak istediğimden burayı biraz yüzeysel geçiyorum. asıl üzerine konuşmak istediğim konu internet devrimi ile birlikte artık bireyin dünya üzerinde nüfuzu neredeyse kesinleşmiş, bireyin kendi imkanlarınca otorite olmadan eğitimini kendisi, tamamen kendi istediği şekilde alması için *kaynak sıkıntısı ortadan kalkmıştır.

Okumaya devam et internet kurslarının birey kişiliğine katkısı üzerine

anormal, anonim, normali ne ki?

bir önceki kısa yazımda yeni iletişim yöntemlerinin değişim hızına ağır bir eleştiri başlangıcı yapmıştım, yazıda eleştirilen anonimlik ya da anonim kalma değildir, aksine pasif agresyon, maruz kalma ve pasif agresyon sürecinde ortaya saçılan her türlü mahremdir. değişen yöntemler her defasında yeni heyecan yaratan, özde mahreme saldıran, güvenden, ortaya koymaktan, kendini yaşamaktan yoksundur. yeninin sahte büyüsü içinde insanı özde eritir.

varlığı pikseller

bana göre iletişimin tek bir yolu vardır, o da karşıdakinin gözünün içine bakarak yapılır. dünyadaki hastalıklı insanlara hiç bu kadar erişimin kolay olduğu bir dönem sanırım olmamıştır. bir anda kendini başkalarının özel dünyasında buluyorsun. bir anda birileri seni kendi mahremini özelini açman için diretiyor. misal bundan 50 yıl öncesini düşünelim. durduk yerde, oturduğumuz yerden birilerinin özeline girebilir miydik? günde kaç farklı hastalıklı insanın hastalıklı zihnine maruz kalıyordu insanlar? 1970 yılında böyle bir şey mümkün müydü? elbette ‘geçmiş mükemmeldi’ nostaljicilerinden değilim fakat benim doğduğum yıl olan 1999’dan sonra iletişimin şeklinin bariz bir şekilde değiştiğini, bir insanın ilkokuldan [benim zamanımda 8.sınıfa kadar ilkokuldu] liseye geçene ve daha sonrasında üniversiteye başlayana kadarki kısa dönemlerde dahi iletişimin değişme, garipleşme, şizofrenleşme hızı 1970 ile 1980 yılları arasındaki 10 yıl gibi mi acaba? elbette değil ve tabii her dönemin kendine göre zorlukları vardır. oldum olası yüz yüze iletişimi sevdim, tercih ettim ve korkak olmadım. çünkü iletişim insanın gözünün içine bakarak yapılır, bu var olan tek iletişim yöntemidir. hiçbir zaman telefonların, piksellerin, mesajların, engellerin arkasına sığınmadım. istemedim. ben hiçbir zaman sizden biri olmadım, sanırım siz de hiçbir zaman gerçekte var olmadınız

bir sonbahar başlangıcı çanakkalesinden, 7 eylül 2024, kerem aydın

kumar oynayan bireye bir bakış açısı

kumar birçok kez bireye ıstırap yaşatan ama bir o kadar da zevk veren, bireyin iradesinin sınırlarını zorlayan ve karşı koyamadığı bir şeydir. herhangi bir işlem açıldığında gelecek olan kar üzerinden bile ne hayaller kurulur. bu umut işlemin sonucuna kadardır ve işlem sonucunda ya çok büyük bir sevinç ama çoğunlukla sistemler kasanın kazanması üzerine kurulu olduğundan hüsranla sonuçlanır. mevzu bahis kumar olduğunda birey kendisiyle yani iradesiyle büyük bir savaş içerisindedir. bu durum bireyde çok yüksek heyecan, bir anda mutluluk, bir anda hüsran ve her şeyin bir anda olmasından en sonunda bireyin tüm iradesi tükenir ve yerini çok büyük bir boşluk, depresyon alır, eğer şansı yaver gittiyse ve kazandıysa daha fazla kazanmak isteyecek ve paranın tamamıyla tekrar oynayacaktır, şansı kötü gittiyse eğer kendini durdurmadıysa “en azından zararımı telafi edip öyle bırakayım” derken yine bütün enerjisi/iradesini tüketecektir

Okumaya devam et kumar oynayan bireye bir bakış açısı