bana göre iletişimin tek bir yolu vardır, o da karşıdakinin gözünün içine bakarak yapılır. dünyadaki hastalıklı insanlara hiç bu kadar erişimin kolay olduğu bir dönem sanırım olmamıştır. bir anda kendini başkalarının özel dünyasında buluyorsun. bir anda birileri seni kendi mahremini özelini açman için diretiyor. misal bundan 50 yıl öncesini düşünelim. durduk yerde, oturduğumuz yerden birilerinin özeline girebilir miydik? günde kaç farklı hastalıklı insanın hastalıklı zihnine maruz kalıyordu insanlar? 1970 yılında böyle bir şey mümkün müydü? elbette ‘geçmiş mükemmeldi’ nostaljicilerinden değilim fakat benim doğduğum yıl olan 1999’dan sonra iletişimin şeklinin bariz bir şekilde değiştiğini, bir insanın ilkokuldan [benim zamanımda 8.sınıfa kadar ilkokuldu] liseye geçene ve daha sonrasında üniversiteye başlayana kadarki kısa dönemlerde dahi iletişimin değişme, garipleşme, şizofrenleşme hızı 1970 ile 1980 yılları arasındaki 10 yıl gibi mi acaba? elbette değil ve tabii her dönemin kendine göre zorlukları vardır. oldum olası yüz yüze iletişimi sevdim, tercih ettim ve korkak olmadım. çünkü iletişim insanın gözünün içine bakarak yapılır, bu var olan tek iletişim yöntemidir. hiçbir zaman telefonların, piksellerin, mesajların, engellerin arkasına sığınmadım. istemedim. ben hiçbir zaman sizden biri olmadım, sanırım siz de hiçbir zaman gerçekte var olmadınız
bir sonbahar başlangıcı çanakkalesinden, 7 eylül 2024, kerem aydın